SON DAKİKA

ERHABER | Konya Ereğli Haberleri ve Ereğli Gazetesi

TESLİM EDERSİNİZ, SONRA DÖNERSİNİZ BİZİ KANDIRDILAR DERSİNİZ

Bu haber 12 Ekim 2016 - 22:08 'de eklendi ve 123 kez görüntülendi.
TESLİM EDERSİNİZ, SONRA DÖNERSİNİZ BİZİ KANDIRDILAR DERSİNİZ

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “BURSA HEMŞERİ DERNEKLERİ BULUŞMASI”NDA KONUŞTU

-BENİM BÜTÜN HAYATIM FETÖ ÖRGÜTÜYLE MÜCADELEYLE GEÇTİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Mağdurlara sahip çıkıyorum diye bana kızıyorlar, FETÖ’cü diyorlar. Benim bütün hayatım FETÖ örgütüyle mücadeleyle geçti. Bütün hayatım demokrasi mücadelesi, insan hakları mücadelesiyle geçti.” dedi.

Bursa programı kapsamında Mudanya’da partililerle toplantısının ardından Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Orhangazi Salonu’nda 15 Temmuz mağdurları ile bir araya gelen Genel Başkan Kılıçdaroğlu, basına kapalı olarak gerçekleşen bu toplantının ardından hemşehri dernekleri temsilcileri ile bir araya geldi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Bursa Hemşeri Dernekleri Buluşması”nda yaptığı konuşma şöyle:

Efendim hepinize teşekkür ederim, çok sağ olun. Sizden önce bu salonda mağdur olduğunu ifade eden çok sayıda yurttaşımız vardı. Onları dinlediğim için ikinci toplantımıza, yani sizlerle yapacağımız toplantıya geç başlamak zorunda kaldık. Bizden kaynaklanan bir şey değildi. Ama dertleri fazla olan ve bize mutlaka aktarma ihtiyacı duyan vatandaşlarımızın biraz yoğun talepleriyle böyle bir sonuç ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlarım, hemşeri dernekleri genelde büyük kentlerde oluyor. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa gibi büyük kentlerde. Yani iç göçlerin yoğunlaştığı kentlerde oluyor. Hemşeri derneklerinin varlık nedeni de büyük ölçüde kendi kültürünü yaşatma kaygısından kaynaklanıyor. Madem Artvin’den geldim, Artvinliler bir araya gelmeli, kendi kültürleri, kendi gelenekleri, kendi örf ve adetlerini birlikte yaşatabilmeliyiz diye. Ağrılılar bir araya geliyorlar, Trabzonlular, Samsunlular bir araya geliyorlar, Çankırılılar, Çorumlular bir araya geliyorlar. Dolayısıyla kendi kültürünü yaşatmak, çocuklarına aktarmak ve geldiği ille olan bağlantısını da sürdürmek istiyorlar. Ama bu çok uzun vadeli bir süreç değil. İki veya üçüncü kuşaktan sonra insanlar artık bulundukları kentin kendi kenti olduğunu, kendi memleketi olduğuna artık inanıyorlar. Yani rahmetli Çetin Altan’ın deyimiyle ‘üç kuşak geçtikten sonra insan artık kentli oluyor’, göç ettiği şehrin bir mensubu olmuş oluyor.

ANADOLU’NUN İÇİ BOŞALIYOR

Kuşkusuz geldiğimiz yörenin kültürünü büyük kente taşımak o kente bir zenginlik kazandırır. Daha farklı oyun havaları, daha farklı mutfak, daha farklı kültür, daha farklı öyküler, daha farklı fıkralarla kentin kültürü çok zenginleşir. Dolayısıyla bu zenginleşme bizim demokrasimize de büyük katkı yapar. Çünkü farklı kültürden insanlar bir araya gelip birbirlerini dinliyorlar, birbirlerinin sorunlarını anlatıyorlar. Tıpkı Artvin’den gelen arkadaşımız, burada konuşan arkadaşımız, Cerattepede’ki Artvinlilerin yaptığı eyleme buradan destek vermesi gibi. Ağrılılar aynı şekilde diyelim geldi buraya ama doğu güneydoğuda yaşanan dramlardan söz etti, gelen şehit haberlerinden söz etti. Bölgeden geliyor, Bursa’da yaşıyor ama o bölgeyi unutmuyor.
Ama unutmamamız gereken bir gerçek var. O gerçek de şu; Anadolu’nun içi boşalıyor. Bakın Anadolu’daki illere, milletvekili sayıları düşüyor sürekli olarak. Niçin düşer? Nüfus azalıyor. Eğer Anadolu’nun içini boşaltırsak çok daha farklı bir Türkiye tablosu çıkacak karşımıza. Her şeyin İstanbul’a yapıldığı, her yatırımın İstanbul’a yapıldığı veya Bursa’ya veya bir başka ile yapıldığı bir Türkiye’yi düşünürsek içi boşalan bir Anadolu gerçeği çıkar ortaya. Ama oralar da bizim topraklarımız. Oralarda da fabrikaya ihtiyacımız var. Oralarda yaşayan insanların da geçinmeye ihtiyacı var. Çalışmaya, üretmeye, kazanmaya ihtiyacı var. Dolayısıyla büyük kentlerde hemşeri derneklerini kuran arkadaşlarımın ilk düşünmesi gereken şey içi boşalan Anadolu’yu nasıl yaşanabilir bir Anadolu haline getirebiliriz?

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ DEMOKRASİNİN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARIDIR

Terör var doğu güneydoğuda doğru. Hepimizin içini yakıyor mu? Hepimizin içini yakıyor. Kaç yıldır devam ediyor? 35 – 40 yıldır devam ediyor. Kim çözecek bu sorunu? Hemşeri dernekleri mi? Hayır. Manavlar mı? Hayır. Sanayiciler mi? Hayır. Bireysel olarak ele alalım. Maraşlı Ökkeş mi çözecek bunu yoksa Kayserili Adem mi? Hayır. Konyalı Muhammed mi çözecek bu işi? Hayır. Bu işi kim çözecek? Siyaset kurumu. Siyaset kurumunun görevi 30 – 35 yıldır yerine gelmiyorsa, yani siyaset kurumu Türkiye’nin en temel sorununa çözüm üretemiyorsa, e hepimizin oturup bir düşünmesi lazım. Arkadaş ben seni iktidara getirdim, sen bu sorunu çözerim dedin. E getirdim iktidara. Tek başıma olmam lazım, e tek başına da getirdim. Kanun çıkarmam lazım, istediğin kanunu çıkarıyorsun. Anayasayı değiştirmem lazım, e anayasayı da değiştirdin her türlü destek verildi. O zaman bütün hemşeri derneklerinin şu soruyu sorması lazım. Ne istiyorsun arkadaş bizden bu sorunu çözmek için ne istiyorsun? Ben söylüyorum, partim olarak söylüyorum: “Sorunu çözmek için ne destek istiyorsa vereceğiz. Neyi istiyorsan getir onu da sağlayalım sana.” Ama olmuyor. O zaman yapmamız gereken bir şey var. Yapmayanı değiştirmek gibi bir görevimiz var. Halkın, vatandaşın verdiği bir görevi bir siyasi iktidar yapmıyorsa onu değiştirme hakkımız var. İlk konuşan arkadaşım Federasyon Başkanı demokrasiden söz etti ağırlıklı olarak demokrasi. Demokrasi nedir? Demokrasi şudur; birinci ayağı. Hepiniz vergi veriyorsunuz. Çocuk doğduğu andan itibaren vergi verir. Ona emzik alırsınız vergi verirsiniz, altına bez alırsınız vergi verirsiniz. Demokrasinin birinci noktası şudur; sizin ödediğiniz vergilerin hesabını size vermektir demokrasi. Sizden alınan verginin hesabını bir siyasal iktidar halkına veriyorsa o ülkede demokrasiden söz edilemez.

Peki, şu soruyu sorayım sizlere. Sivil toplum örgütlerinin başkanısınız, ne kadar güzel. Belli bir kitleyi temsil ediyorsunuz, ne kadar güzel. Peki sizler çıkıp ‘ey hükümet bizden topladığın vergileri nereye harcadın bunun hesabını bize ver’ diyebilir misiniz? Yoksa çekinir misiniz? Yoksa korkar mısınız? Akşam esnaflarla bir aradaydık ‘soramayız’ dediler. Bu sorunun sorulmadığı yerde zaten demokrasiden söz edilemez. Demokrasi önemli bir avantaj sağlar bulunulan toplumda. Topluma özgürlük alanı yaratır. Çoğulcu değil, çoğunlukçu bir sistem. Benim çoğunluğum var her istediğimi yaparım. Demokraside böyle bir şey yoktur. Demokrasi azınlığın haklarını koruyan bir rejimdir. Yani aykırı düşüncelerin rahatlıkla söylendiği bir rejimin adıdır demokrasi. Kişi kalkacak düşüncelerini açıkça ifade edecek. Ağrılı kalkacak söyleyecek, Artvinli söyleyecek, Trabzonlu söyleyecek, Zonguldaklı söyleyecek. Derdi neyse söyleyecek ve çekinmeden söyleyecek. Başıma bir bela gelir mi kaygısı taşımadan bunu söyleyecek. Bunu söylediğimiz zaman zaten ülkede demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından, kadın – erkek eşitliğinden söz etmiş oluruz.

Sivil toplum örgütleri demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bizim yasalarımız diyor ki, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Eksik. Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partilerle sivil toplum örgütleri arasında çok ama çok önemli farklar vardır. Sivil toplum örgütlerinde insanlar gönüllü gider oraya katılırlar. Ceplerinden gönüllü paralarını, aidatlarını öderler ve belli bir amaçları vardır. Örneğin Kanarya Sevenler Derneği; kanarya üzerine her partiden, her görüşten, her inançtan insanlar oraya giderler kanaryayı sevmek, kanaryayı yüceltmek, kanaryayı yaşatmak, sayısını arttırmak gibi pek çok gerekçeleri olabilir veya doğayı korumak. İnsanlar gelirler ağacı, doğayı, tabiatı koruyalım derler bir araya gelirler. Veya başka bir amaç olabilir; tarihi eserleri korumak veya cumhuriyetimizi güçlendirmek, cumhuriyeti güçlendirmek için sivil toplum örgütleri oluşturulabilir. Veya bir üniversitenin daha güçlü hale gelmesi için, üniversite mezunlarının oturup kendi üniversitelerine katkı vermek için, sivil toplum örgütleri kurması gibi. Siyasi partiler de bu bağlamda bir sivil toplum örgütüdür. Yani dernekler yasasına göre aslında kurulur. Ama sivil toplum örgütleri zayıfsa bir ülkede demokrasi de zayıftır, güçlenmesi lazım sivil toplum örgütlerinin. Hatta bazı siyaset bilimciler şunu söylerler; önümüzdeki yüzyılda siyasi partiler tümüyle bitecek, yerini sivil toplum örgütleri alacak derler. Sivil toplum örgütlerinin bu kadar demokrasilerde gücü vardır.

DEVLETİ DEVLET YAPAN LİYAKAT SİSTEMİDİR

Şimdi değerli arkadaşlarım, ‘İş bilenin, kılıç kuşananın’ dedik bir arkadaşımız söyledi. Yani işi ehline vermek lazım. Dilimde tüy bitti dedim ki, “Devleti devlet yapan liyakat sistemidir. Liyakat sistemini bozduğunuz zaman devleti devlet olmaktan çıkarırsınız.” Liyakat nedir? Layık olana o makamı teslim etmek demektir. Peki layık olan kimdir? Bilgisiyle, birikimiyle ve tecrübesiyle o makama gelmesi gereken kişidir. Ama o makama bilgi, beceri, birimi, deneyim değil de bizim cemaattendir onu buraya getirelim, bizim partidendir onu buraya getirelim dediğiniz andan itibaren devleti çökertirsiniz ve liyakat sistemi biter. İşin özü budur.

Efendim şimdi 15 Temmuz’da darbe girişimi oldu. Evet oldu. Karşı mıyız? Hepimiz karşıyız. Sadece ben mi? Hayır bütün siyasi partiler. Sadece bütün siyasi partiler mi? Hayır bütün sivil toplum kuruluşları. Sadece sivil toplum kuruluşları mı? Hayır bütün meslek odaları. İlk kez cumhuriyet tarihinde bir darbe girişimine karşı Türkiye topyekûn cephe almıştır ve istememiştir. Bu bizim tarihimiz için çok önemli bir fırsattı. Nedir fırsat? Siyasete uzlaşma kültürünü getirecekti. Hep beraber demek ki darbeye karşı direnebiliyoruz, hep beraber demokrasiyi savunabiliyoruz.

Şimdi geldiğimiz noktaya bakıyoruz, geldik geldiğimiz noktaya. Dedim ya sizden önce burada kalabalık bir grupla beraberdik. Bir öğretmen düşünün, bir sabah kalkıyor bir kanun hükmünde kararnameyle devlet memuriyetinden atılmış. Yetiyor mu? Hayır. Hapse atılmış. Yetiyor mu? Hayır. Banka hesaplarına el koymuş. Yetiyor mu? Hayır. Lojmandaysa lojmandan da atılmış. Neye göre? Mahkeme kararı mı var? Hayır mahkeme kararı yok. Şimdi sabah bir arkadaşım anlattı. Bu öğretmenin eşi geçinmek için iş arıyor ama kimse iş vermiyor. Çocuklar açlıktan mı ölecek? Ne diyor bir milletvekili, iktidar partisinin milletvekili, “Ağaç kökü yesinler” diyor. Şimdi hepinizden istirham ediyorum elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Suç bireyseldir, bir kişinin kabahati olabilir. Eşinin kabahati yoktur, çocuklarının kabahati yoktur. Hele hele 7, 8, 6, 9 yaşındaki çocuğun hiçbir kabahati yok. Asıl sorgulanması gereken nedir o zaman darbe sürecinde? Asıl sorgulanması gereken şudur; sen Türkiye’yi bir darbe sürecine nasıl getirdin? O makamlara bu adamları nasıl yerleştirdin? O sınav sorularını nasıl çaldırttın? Asıl sorgulanması gereken o, hesap vermesi gereken. Gariban vatandaştan hesap soruyorsun. Mağdur yok diyorlar.

15 GÜNLÜK BEBEĞİ ANNESİNDEN AYIRIRSANIZ MAĞDUR YARATMIŞ OLURSUNUZ

Bakın değerli arkadaşlarım, 15 günlük bebek anne sütü emecek değil mi? 15 günlük bebeği annesinden ayırırsanız mağdur yaratmış olursunuz. O çocuğun anne sütü emmesi lazım. Anne sütü emmesini engellerseniz mağdur yaratmış olursunuz. Biz kimse yargılanmasın demiyoruz bakın onu açıkça söyleyeyim. Varsa çıkarırsınız mahkemeye, ifadesini alırsınız, mahkeme suçlu görürse suçludur, suçlu görmezse beraat eder. İşin özü budur. Ama mahkemeye çıkmadan kişiyi suçlu ilan ederseniz orada demokrasiyi bitirmiş olursunuz. Ben hakim değilim ki suçlu ilan edeyim veya siz birisini suçlu ilan edemezsiniz. Birisini itham edebilirsiniz, o sanıktır, potansiyel suçludur. Ama yarın beraat da edebilir, suçsuzluğunu ispat edebilir. Geldiğimiz noktada sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşüyor. Ben mağdurlara sahip çıkıyorum diye bana kızıyorlar, FETÖ’cü diyorlar. Benim bütün hayatım FETÖ örgütüyle mücadeleyle geçti, bütün hayatım. Her zaman her ortamda söyledik ama benim bütün hayatım demokrasi mücadelesi, insan hakları mücadelesiyle geçti. Demokrasiyi her konuda savunduk. İnsan haklarını her konuda savunduk. Kadın erkek eşitliğini her konuda savunduk. Yargı bağımsızlığını her konuda savunduk. Söyledim, Yenikapı’da da söyledim, 12 madde halinde saydım. Kışlaya siyaseti sokmayın, camiye siyaseti sokmayın, adliyeye siyaseti sokmayın dedim. Niçin? Bunlar üzerinden siyaset yapılmaz. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapılmaz. Niye yapılmaz? Kimse anne babasını seçme özgürlüğüne sahip değil ki, etnik kimlik üzerinden siyaset yapalım. Hepimiz annemizle, babamızla gurur duyuyoruz. O zaman etnik kimlik siyaset konusu olmaz. İnanç üzerinden siyaset yapılmaz. Niçin yapılmaz? Çünkü biz inancı çocukluğumuzda babamızdan, annemizden, çevremizden alırız. İnancımız değişmez ki. Değişmediği içindir ki inanç üzerinden siyaset yapılmaz. Yaşam tarzı. Her birimizin yaşam tarzı farklıdır. Kimimiz salonda otururuz, kimimiz mutfakta otururuz, kimimiz yemeği masada yeriz, kimimiz yemeği yerde yeriz. Bu bizim yaşam tarzımız. Siyaset bunu değiştirmez ki. Siyasetin işi değil ki bu.

14 YILDIR BU ÜLKEDE YURT SORUNU ÇÖZÜLMEDİ

Peki siyasetin işi ne? Vatandaşın çocuğu işsizse çocuğa iş bulacağız. Aile yoksulsa yoksulluğunu gideceksin, Türkiye’nin onurunu koruyacaksın uluslararası arenada. Üretim eksikse üretim yapacaksın, fabrikalar yapacaksın. Anadolu boşalıyorsa Anadolu’nun içini dolduracaksın, fabrikalar yapacaksın Anadolu’ya. İnsanlar büyükşehirlere göç edip varoşlarda perişan olmasınlar. Uyuşturucu kullanımı var. Engelleyeceksin. 14 yıldır bu ülkede yurt sorunu çözülmedi, 14 yıl. Yurt binası yapmak o kadar mı zor? Bir yılda çözülür. Çocuğu niye sen yurda gönderdin, cemaatin yurduna gönderdin diye, çocuk yurda gitmiş, üniversiteyi bitirmiş, kazanmış devlet memuru olmuş yurda gitti diye devlet memuriyetinden atıyorsun, yurt yapmayan adama hiçbir şey demiyorsun. Olmaz. Sen yurt yaptın da o çocuk o yurda mı gitmedi? Hepimizin sorumlulukları ve görevleri var değerli arkadaşlarım.

ERİN NE GÜNAHI VAR?

Şimdi değerli arkadaşlar, suçsuz yere tutuklananlar ondan da bahsedildi. Evet suçsuz yere tutuklananlar da var. Yazık günahtır diyoruz. Mesela er ve erbaşlar. Şimdi, erkekler hepimiz askerlik yaptık. Komutan ne der? Esas duruş der hepimiz esas duruşta. Silah omza silah omza, yürü yürü, marş marş, marş marş. Er budur. Şimdi siz erlerin tamamını almışsınız 15 Temmuz’da niye dışarı çıktın diye hepsini hapse atıyorsun. Dedim ki, ya bu erler emire uyarlar. Sen eri değil, ona talimatı veren adamı tutuklayacaksın kardeşim erin ne günahı var? Yanlış yapıyoruz, mücadeleyi de bilmiyoruz. Nasıl mücadele edileceğini de bilmiyoruz.

PARLAMENTONUN DEVRE DIŞI BIRAKILDIĞI BİR YERDE DEMOKRASİDEN SÖZ EDEMEZSİNİZ

Olağanüstü hal çıkardılar. Biz karşı çıktık, doğru bulmadık. Çünkü dedik ki, 4 parti de zaten darbeye karşı, mücadele edecekseniz getirin kanunu destek verelim hep beraber mücadele edelim. Şimdi her şeyi biz yapacağız diyorlar. Olmaz arkadaşlar. Parlamentonun devre dışı bırakıldığı bir yerde demokrasiden söz edemezsiniz. Karşı düşünceyi dinlemediğiniz bir yerde demokrasiden söz edemezsiniz. Bunların hepsini oturup düşünmemiz, tartışmamız lazım. Bizde güzel bir söz var ‘akıl akıldan üstündür’ diye. Olur, benim söylediğim yanlış olabilir, onların söylediği doğru olabilir. Ama oturup bir konuşuruz. Neresi yanlış, neresi doğrudur, kim mağdurdur, kim değildir oturur bunu bir konuşuruz. Varsa bir şey oturur hesabını sorarız. Bunlar yeteri kadar olmuyor değerli arkadaşlarım.

SAĞLIKLI YAPILAN ELEŞTİRİLERİ HEPİMİZİN OTURUP DİNLEMESİ LAZIM

Seçimlerde sivil toplum örgütlerinin görüşleri de alınsın diye özellikle yerel seçimlerde bir arkadaşımız ifade etti. Doğrudur görüşlerinin alınması lazım. Sadece sivil toplum örgütlerinin değil, sendikaların, meslek kuruluşlarının da görüşlerinin, eğilimlerinin bir şekliyle alınması lazım. Sorunlara ilişkin çözüm yollarının, onların düşüncelerinin, görüşlerinin tümünün alınması lazım. Bakın, biz bu toplantıyı yapıyoruz ve ortada bir seçim meçim yok. Ama biz sorumluluğumuzun bilincinde geldik, toplumun değişik kesimleriyle bir araya gelmek istiyoruz ve onları dinlemek istiyoruz. Bakın, önce sizler konuştunuz, sonra ben konuşuyorum. Önce sizi dinliyorum. Olur ya bizim bilmediğimiz bir şey olabilir. Bizim yanlış olduğumuz ve bizi uyaran düşünceler olabilir. Nitekim, bazı arkadaşlarımız da uyardılar. “CHP seçimlerde geliyor, ama seçim olmayınca kimse gelmiyor” dediler. Haklılar. Demek ki, sağlıklı yapılan eleştirileri de hepimizin oturup dinlemesi lazım. Bu da bizim temel görevlerimizden birisidir.

Değerli arkadaşlarım, 300 bin dağlıdan söz ediyorum dedi bir arkadaşım. Verilen sözler çoğu zaman yerine gelmedi dedi. Bizim bir eksiğimiz var onu söyleyeyim. Vatandaş olarak bir eksiğimiz var. Seçimler yapılır, seçim öncesi siyasi partiler çıkarlar, herkes bir şey vaat eder, vatandaş da dinler sonunda bir partiyi getirir iktidar yapar. Meşrudur, saygındır, halkın oyuyla gelmiş olan her iktidara biz saygı duyarız, meşru zeminde demokrasi içinde her sorunun çözülebileceğine inanan bir gelenekten geliyoruz. Ama siyasi partiler halka verdikleri sözü yerine getirmezse o zaman o siyasi partinin değişmesi lazım. Aynı halkın yeni bir görevlendirme yapması lazım. Arkadaş sen sözünü tutmadın, şu vaatlerde bulunmuştun vaatlerini yerine getirmedin. Dolayısıyla ben seni değiştiriyorum, bir başka siyasi partiye oy vereceğim. Dolayısıyla o siyasi partiyi de bir deneyeceğim, bir gelsin bakalım ülkeyi nasıl yönetiyor? Doğru mu, yanlış mı yönetiyor?

TESLİM EDERSİNİZ, SONRA DÖNERSİNİZ BİZİ KANDIRDILAR DERSİNİZ

Türkiye’nin en temel sorunlarını çözüyor mu çözmüyor mu? Terör sorunu çözülmedi, yetmedi başımıza IŞİD belasını aldık. Yetmedi başımıza FETÖ belasını aldık. İyide bu belaları kim Türkiye’nin başına bela etti? Bunları kim Türkiye’nin başına bela etti? Hadi PKK’yı anladık, eskiden beri geliyor. IŞİD; ne diyor? Irak Şam İslam Devleti, IŞİD. İslam’la terörü buluşturuyor. Biz böyle bir Müslümanlık tanımıyoruz. Böyle bir İslamiyet de tanımıyoruz. Bir barış dinidir, bir kardeşlik dinidir, İslamiyet. Asla terörü kabul etmez. Peki; bu camileri, türbeleri bombalayan IŞİD’liler; Türkiye’den nasıl eleman devşiriyorlar? 70 ilden IŞİD’a Türkiye’den katılan var. Kim izin veriyor buna? Suriye sınırı neden yolgeçen hanıydı? IŞİD’liler orada yaralanırken nasıl gelip Türkiye’de tedavi olup tekrar oraya gidiyorlardı? Hangi siyasi iktidar bunlara izin veriyordu? Bunlar sorgulanmıyor arkadaşlar. Sorgulanması lazım. Mili Eğitim Bakanlığını teslim edersiniz, yurtları teslim edersiniz, üniversiteleri teslim edersiniz. Kime? Fethullah Gülen cemaatine. Sonra dönersiniz bizi kandırdılar dersiniz. Bir siyasi iktidar, eğer bir grup, bir kişi, bir cemaat tarafından kandırılmışsa; yarın bizim düşmanımız bir devlet tarafından kandırılmayacağını kim garanti eder? Yarın gelip onlar da kandıracaklar.

DEVLETİ YÖNETENLER DEVLETİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK ZORUNDADIRLAR

Putin geldi. Gayet güzel. Rusya’yla ilişkilerimiz düzeldi, gayet güzel. Bütün komşularla iyi olmak isteriz. Bakın gayet güzel söylüyorum. Ama bir şey var; devleti yönetenler devletin geleceğini düşünmek zorundadırlar. Devleti yönetenler devletin geleceğini risk altına sokmamak zorundadırlar. Enerjide %50’nin üstünde Rusya’ya bağlıyız, dünyada böyle bir devlet yok. Enerjide bir devlete Türkiye Cumhuriyet’i en az %50 oranında bağımlı, yarın kavga ettiğimiz, yarın savaş çıktığı zaman düğmeye basınca Türkiye’de enerji bitecek. Aklı başında bir devlet, bir yönetim, bir hükümet bu tür anlaşmaların altına imza atmaz. Çeşitlendirir, geleceği düşünür çünkü ya yarın ilişkiler bozulursa ne olacak benim halim der. Nükleer santrali verdik, bir daha vereceğiz. Zaten doğalgazla petrolde de bağımlıyız. Bir başka ülkeye bu kadar bağımlı, dünyada ikinci bir devlet yoktur bakın; ne Çin, ne Amerika, ne Rusya… Hiçbir kimse bir başka devlete kendisini bu kadar bağımlı hale getiremez. Bunu düşündük mü? Sivil toplum örgütlerimiz bunu düşündü mü? Türkiye’nin geleceğini düşündük mü? Türkiye’nin geleceğini bir şekliyle ateşe atıyoruz bunu düşündük mü?

DİCLE’NİN KENARINI BIRAKTIK, ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE SORUMLU BULAMIYORUZ

Devlet yönetimi sıradan bir yönetim değil, ne dedim; liyakat esası vardır devlette liyakat. İşi ehline vermek vardır. Ve işi ehline vermek aynı zamanda adaletinde bir gereğidir. Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Çünkü adalet; mülkün yani devletin temelidir. Bakın; mahkemelerin bağımsız olduğuna inanan var mı Allah aşkına? Ben merak ediyorum. Türkiye Cumhuriyet’inde mahkemeler bağımsızdır, adil karar verirler diyen bir Allah’ın kulu var mı ben merak ediyorum. İyi de o zaman şu soruyu soracağız; bu mahkemeleri bu hale kim getirdi? Hâkime güveneceksiniz, mahkemelere de güveneceksiniz. Adaleti oradan bekliyorsunuz, adalet başka bir yere giderse biz ne yapacağız? Bir bilgin şunu söyler; “Adalet kutup yıldızı gibidir; yerinde sabit durur. Bütün kâinat onun etrafında döner!“ adalet budur. Adaleti yok ettiğiniz andan itibaren, devleti yok edersiniz. Ve devleti yönetenler adaletle yönetmek zorundalar. Ne diyor Hz. Ömer; “Dicle’nin kenarında bir koyun kaybolsa; onun sorumluluğu bana aittir” diyor. Çünkü ben yönetiyorum diyor. Dicle’nin kenarında bir koyun kaybolsa, vatandaşın koyunu, onun sorumluluğu bana aittir, diyor. Ben yönetiyorum. Biz Dicle’nin kenarını bıraktık, Ankara’nın göbeğinde sorumlu bulamıyoruz. O nedenle hepimize, yeniden düşünme ihtiyacı var. Yeniden düşünmek zorundayız, hepimiz. Yeniden oturup düşünmek, düşünmek çok değerli bir şeydir. Bütün canlılar düşünür, bütün canlılarda akıl vardır. Ama fikir üreten sadece insandır. Neden fikir üretiriz? Çünkü sorgularız; hangisi doğrudur, hangisi yanlıştır diye sorgularız. Sorgulama yeteneği sadece insanda vardır. Bu yeteneğimizi yeteri kadar kullanmıyoruz.

İnşallah geleceği, Türkiye’yi, dünyayı sorgular; daha güzel bir Türkiye’yi yeniden inşa ederiz. Memleketimizde huzur istiyoruz, memleketimizde barış istiyoruz, memleketimizde birlikte yaşamak istiyoruz. Kimseyi ötekileştirmeden, kimliği, inancı dolayısıyla kimseye; sen şöylesin demeden, herkesin karnının doyduğu, herkesin güler yüzlü olduğu, herkesin sokakta tanımasa bile birbirlerine selam verdiği güzel bir Türkiye umuyoruz. Ve bunun için çalışıyoruz ve bunun için sizin desteğinize ihtiyacımız var.
Güzel bir Türkiye umuduyla hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılan hemşehri dernekleri temsilcileri toplantısının ardından Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Ermaksan fabrikasını ziyaret etti. Burada fabrika yetkililerinden bilgi alan Genel Başkan Kılıçdaroğlu, daha sonra İnegöl İlçesi’ne giderek, mobilya mağazalarını bir araya toplayan Mobilyum AVM’yi gezdi.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER