8 Eylül 2010, Çarşamba 05:49
Yazı Karakteri Boyutu:
   
08 Şubat 2010 Pazartesi 19:28
  Köksal Yalçın
  www.erhaber.com
Av atar, Av tutar
Özel yetenekleri olanları ödüllendiren padişahın karşısına bu kez; uzak mesafeden ipi atıp iğnenin deliğinden geçiren bir adam gelmiş. Numarasını yaptıktan sonra padişah onu ödüllendirmiş.  Sonra sormuş; ‘bunu yapabilmek için ne kadardır çalışıyorsun?’. Adam; ‘on senedir’ demiş. Padişah adamlarına ‘bu adama kırk kırbaç vurun’ demiş.  Adam nedenini sorunca; ‘boş şeylerle zaman geçirdiğin için’ demiş.
 
 Şimdilerde on dört senedir üzerinde çalışıldığı söylenen üç boyutlu bir filmle meşgul oluyoruz. Bilim kurgu denen tarzdan hoşlananlar için güzel gelebilir, hatta mükemmel sayılabilir. Ama izleyenlere soruyorum şimdi ‘Bu film neyi anlatıyor?’ Nedir bu filmin özeti?

Filmi seyredenler lütfen düşünsünler. Sene 2150 ve sonrası, evet filmin geçtiği tarih bu. Bir gezegenin yerlisi olan halkın yaşadığı yerleri vermemek için yaptığı mücadele. Her zamanki gibi bu işi kendi başına yapamaz ve istila için topraklarına gelen savaşçılar içinden; sözde doğruyu gören birilerinin yardımıyla bu işi başarırlar. Tüm Amerikan aksiyon filmlerinin genel konusu bu değil mi?

Kendi halinde yaşayan yerlilerin hayatı ilkel olarak sunuluyor önce seyirciye. Hata öyle ki yerlilerin kulaklarının uzun oluşu ve kuyruklarının olması, bunun doğrulanması için kurgulanmış gibi. Teknolojinin ve bilimin temsilcisi yine filmi bizim için kurgulamış olan sevgili Amerika. O, bilimi yine insanların yaşadığı yerlere göz dikip, sahip oldukları zenginlikleri ellerinden almak için kullanmaya devam etmektedir.

Bilim ne kadar ilerlese ilerlesin kurgulanan hep aynı. Amerika kıtasının keşfi sonrasında yerlilerin başına gelenler, sonrasında siyah ırka yapılanlar, ikinci dünya savaşında bilimin son numarası atom bombası ve Japonya gerçeği sonrasında Vietnam’da yaşananlar, yakın zamanda Afganistan ve Irak örnekleri bu filmin yapılmasında ve senaryo aşamasında oldukça sık yararlanılan başlıca kaynaklar olsa gerek. İstilacı Amerika, teknolojinin üreticisi ve kullanıcısı, diğeri ise hem cahil hem sefil, ellerindekinin kıymetini bilmeyen bilimden habersiz özgürlük savaşını bile tek başına yapamayan beceriksiz birileri. Üç boyutlu olsa bile yüz yıllardır dünyada süregelen sömürü mantığının, öldürme yok etme, sahip olma dürtüsüyle hareket eden Amerika’nın, gerçek yüzünün tek boyutlu gösterimi gibi.

İster bilimsel olsun ister filmsel, bence anlatılan temel konu bu. Film bittikten sonra, kahramanlar ile ilgili, birkaç temel başlık desem aklınıza kuyruktan kulaktan başka bir şey gelmez. Eşleme adı altında seyirciye verilen veri ise rüyadan öte bir şey değil. Rüyada yaşanılan olayların birkaç ses ve görüntü efekti ile desteklenmesi sonucu, yüz yıllardır gerçek hayatta yaşanılan olayların senaryolaşmış hikâyesi yüzyıllar sonrası için seyircilere anlatılmakta.   

Gerçek şu ki yıl, tarih ne olursa olsun, yer, zemin neresi olursa olsun, Amerika bilimin temsilcisi, istilanın ve sömürünün başrol oyuncusu. Hatta öyle ki, gün gelecek bu dünya yüzeyinde istila edecek yer bulamayacak ve yer çekiminin oksijenin olmadığı yerlere gidecek ve oraları istila edecekler.

Kahramanımız, kendi ulusunu ve düzenini inkâr etmiştir ama kahramandır.

Ezilen halkın yanındadır ve onlara yapılanı hazmedememiştir. Kamplarda tutuklulara işkence yapan, çırılçıplak yapıp resim çekinen, bırakın insanı hayvana yapmanın insanlığa sığmadığı davranışlar ve hakaretlerde bulunan askerleri, serbest bırakan zihniyetten böyle bir kutsal değere kayıtsız kalması beklenemezdi zaten(!)

Bir sahne var ki altını çizmek istiyorum. Boşlukta bulunan kahramanımızın yerlilerin tanrısına dua edişi çok ilginçti. Âşık olduğu, değer verdiği kişinin inançlarını tanıdığının onlara saygı duyduğunun sembolüydü bu. İstilacılarla, kahramanımız arasında ki derin fark burada zaten. Sanki kola reklamlarında Müslümanların inançlarıyla dalga geçen onlar değildi. Sanki bir buçuk milyar insanın inandığı Allah’ın adını ayakkabılara yazan başkalarıydı. Camilere komplo adı altında bombalar koyduran, mescidi aksanın altını kazdıran, çocukların üzerine misket bombası atılmasına tek kelime etmeyen Amerika’nın bağrından kopup gelen kahramanımız; âşık olduğu kişi uğruna, onun eva anasına dua ediyor. (işte mesaj…)

 Eşleme adı altında aslında yapılan, sadece yerliler gibi görünüp, onların özelleri hakkında bilgi transferi yapmak, onları tanımak, onları pazarlık yöntemiyle yerlerinden taşınmaya ikna etmek. Amerika’nın yıllardır yapmayı planladığı şeyleri hayata geçirmek için kullandığı alt yapı oluşturma metotlarına ne kadarda çok benziyor değil mi?

Bu filmin kısa özeti bu. Uçan kayalar, ulu ağaçlar, dijital oyuncaklar, bilimsel zırvalar, üzerine binilen kuşlar, eva ana, velhasıl gerisi tamamen hikâye.

Gişe rekorları kıran bu filmin yapımcısı zaten ödüllendiriliyor da; bence kırk ellide kırbaç vurulması gerekiyor. Zaten bilinen böylesi bir şey için; ömrünün on dört yılını harcadığı için. 

Hani bugün, başrollerini Amerika’nın oynadığı benzeri aksiyonlar hem de gerçek olarak dünyanın çeşitli coğrafyalarında kanlı canlı yaşanmaktadır da, siz ilada seyretmek istiyorsanız, bize de iyi seyirler demek düşer vesselam.

Bu yazı toplam 650 defa okunmuştur
Toplam (1) adet yorum yapılmıştır
muratk   Bilimkurgu: ıyyyyyyy!
Zaten benim film izleme politikam: bekle iki yıl sonra televizyonda çıkacak nasıl olsa! dır. Hele film bilimkurgu ise 2 yıl çok kısa bir süre:)
Yazarın Diğer Yazıları
» Arşiv
1 2 3 4 5
KONYA
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
4:53 6:19 12:55 16:28 19:19 20:37
Ana Sayfa Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
İletişim : bilgi@erhaber.com | ERHABER.com
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.© 2007-2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz
Adres
Pir Ömer Mah. İstasyon Cad. Şahin Kökbudak İşh. Kat:2 No:20 Ereğli/Konya
visitor stats